Atatürk'ün Eğitim Anlayışı
Atatürk'ün eğitim anlayışı, kültür
değişimine ilişkin anlayışının bir sonucudur. Eğitimin çağdaş kültüre dayanması,
eğitimde ulusallık ilkesini bozmayacaktır. Atatürk, Milli Kurtuluş Savaşına
başlarken dayandığı ulusçuluk hareketi, bu bakımdan statik bir hareket değildir.
îşte Atatürk?ün eğitim anlayışı bu temel esas üzerine dayanmaktadır. Böylece
eğitim, çağdaşlaşmaya dayanan ulusal nitelik kazanacaktır. Dinsel öğeler, bu
çağdaşlaşmayı engelleyemez.
Lâiklik hareketiyle Türk insanı,
toplumun alınyazısını değiştirme gücünün kendi elinde olduğuna inanacaktır,
islâm kültürü, bu gerçeğe katılmaz ve bu gerçeği benimsemez. Onun için gerek
doğa, gerekse toplum, Tanrı tarafından düzenlenmiştir. Bu düzen değiştirilemez.
Bu bakımdan, toplumun alınyazısını insanlar değil; Tanrı tayin eder. Atatürk?ün
eğitim anlayışı, Türk insanının gerek doğal çevreye, gerekse toplum çevresine
etki yapıp toplumun alınyazısına egemen olmasını ve bu hususta insan iradesinin
üstün gelmesini amaçlar. Atatürk bu zihniyetin ışığı altında inkılâpçı
atılımlarla Türk toplumunun eğitim aracıyla çağdaşlaşmasını sağlamak istemiş ve
bu konuda mücadele vermiştir.
Atatürk'e gelinceye kadar bütün
Osmanlı döneminde, medrese ve evkaf okullarında bir değişiklik yapılamamıştır.
Zira bu kurumlar dinsel esaslara göre dondurulmuş bulunmaktaydı. Batıdan alınan
Tanzimat okullarında ise, özgür düşünceye de yer verilmiş bulunuyordu. Bu
bakımdan, Batıdan alınmış okulları sürdürerek medreseleri ve evkafın yönetiminde
dinsel baskılarla devam eden ilkokulları da kaldırmak gerekliydi. Şu var ki
medrese ve evkafın ilkokulları ile yeni okullar arasındaki farklı eğitim
kaldırılamamıştır. Bunun sonucu, birbirinden ayrı zihniyette kuşakların
yetişmesi olmuştur.
Her ne kadar Gökalp, evkafın
yönetimindeki ilkokulların Eğitim Bakanlığınca denetlenmesini ileri sürmüş ve
böylece öğretim birliği önermişse de, iktidarda bulunan ittihat ve Terakki
Partisi, evkaf okullarıyla medreselerin kaldırılarak eğitimin birleştirilmesine
yanaşmamıştır.
Millî Kurtuluş Savaşının zaferlerle
sona ermesinden sonra, Atatürk "öğretimin Birliği" hareketiyle Evkaf ve Seriye
Bakanlıklarını kaldırmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nde bulunan bütün okulların
yönetimini ve denetimini Maarif Bakanlığına bağlamıştır. Fakat öğretimin
Birleştirilmesi Kanununun yayınlanmasından sonra, medreselerin kapatılmamasını,
sadece bunların üzerinde reform yapılarak varlıklarının sürdürülmesini isteyen
ünlü aydın kişiler çaba harcadılar. Hatta bu kurumların adlarının "Hakimiyeti
Milliye" veya "inkılâp Medreseleri" biçiminde değiştirilerek yürütülmesini
istiyorlardı. Atatürk, bu önerileri reddetmiştir. Böylece eğitim kuruluşları,
teolojik kuruluşlar olmaktan kurtarılmıştır. Lise ve ortaokul müfredat
programlarından 1927 yılında din dersleri çıkarılmıştır. Doğu dilleri olan
Arapça ve Farsça dillerinin öğretilmemesi için bu derslere Programda yer
verilmemiştir. Şu var ki; Lise ve ortaokul müfredat programlarından din dersleri
çıkarılmasına karşılık, köy okullarındaki din derslerine dokunulmamıştır. ?Köy
İlkokulları Müfredat Program?ın dan aşağıdaki esaslara saygı gösterilmek
suretiyle devamında bir sakınca görülmemiştir. Din dersleri haftada bir saat
gösterilecektir. Bu derslerde Tanrı?nın birliği, tarihsel gerçeklere bağlı
olarak Peygamberimizin yaşamı anlatılacaktır, İslâmın temel esasları, modern
ahlâk prensipleri olarak açıklanacaktır. Bu prensipler arasında şu esaslara yer
verilecektir. Kimsenin dinine ve inancına karışılmaması anlatılacaktır. Çok
çalışmak telkin edilecektir. Hayırlı insan olmaları istenecektir. Başka
insanlarla iyi işlemler görmesi telkin edilecektir.
Atatürk döneminin kültür ve eğitim
anlayışı, Türk toplumunun değişmesini, gelişmesini ve böylece çağdaşlaşmasını
sonuçlandıracak bir karakter göstermekteydi. Fakat, Atatürk'ün ölümünden sonra
gelen iktidar çevreleri, Türk toplumunu dinsel sömürülerden koruyamadıkları
için, bugün tekrar kültür ikileşmesi hastalığı ortaya çıkmış ve ayrı
kaynaklardan gelen birbirine karşıt iki kuşağın savaşım tehlikesi belirmiş
bulunmaktadır.